GÜNDEM

İran'a yönelik askeri müdahaleye karşıyız

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Bakan Fidan, 2025 yılının uluslararası sistemdeki tıkanmışlığın derinleştiği ve bu durumun adeta "kanıksandığı" bir dönem olarak kayıtlara geçtiğini vurguladı. Küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesinin onarılması güç bir tahribata uğradığını ifade eden Fidan, mevcut küresel yönetişim modelinin Gazze sınavında "sınıfta kaldığını" belirtti.

"Küresel düzen onarılması güç bir tahribata uğradı"

Uluslararası sistemin kapasitesinin ciddi bir testten geçtiğini kaydeden Bakan Fidan, insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizlerin birbiri ardına yaşandığına dikkat çekti. Fidan, "Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi onarılması güç bir tahribata uğradı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük." ifadelerini kullandı.

Çatışmaların, ekonomik dalgalanmaların ve teknolojik dönüşümlerin ülkeleri stratejilerini gözden geçirmeye zorladığını belirten Fidan, sorumluluk sahibi ülkeler için diplomasinin barışçıl çözüm yolunda yegane araç olarak öne çıktığını vurguladı.

"Gazze'deki soykırım uluslararası sistemin sınavı oldu"

2025 yılının Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçtiğini ifade eden Fidan, yılın en ağır gündem maddesinin Gazze'de yaşananlar olduğunu söyledi. Fidan, şöyle devam etti:

Gazze'de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti. Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki, günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.

"Diplomatik kanalları açık tutmak için çaba gösterdik"

Diğer taraftan, Rusya-Ukrayna savaşı transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için gerçekten başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik.

2026 yılında savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretler ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak. Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün.
Öte yandan, Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2025 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti. Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yıl da devam etmesini temenni ediyoruz.

"SDG meselesi sorun olmaya devam ediyor"

SDG meselesi ise takip ettiğiniz gibi yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz. Geçtiğimiz sene İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığını ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş bir coğrafyadaki böl, parçala, yönet faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olduk. Bu politika, İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil, küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğunu her fırsatta dikkat çekiyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dış politikamızın 2025 yılında etkin ve pratik sonuçlar ürettiği ortadadır. Değinmiş olduğum başlıklar dışında ayrıca Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi ve Balkan ülkeleri ve Türk devletleri ile olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi 2025'te de en fazla mesai harcadığımız konular arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz'deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. AB ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi bir biçimde ortaya koyduk. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimize özel emek sarf ettik. Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük.

"Küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik"

Ülkemize savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik. Şu hususun bilinmesi gerekmekte; artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil. Çünkü belirsizlik artık daimi hale gelmiş durumdadır. Bugünün uluslararası ortamı kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız.

Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir. Nitekim kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen bir konuma geldiysek bu hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucudur. 2026 yılında da yoğun bir takvim tahmin edeceğiniz gibi bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO zirvesine, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine ve BM İklim Değişikliği zirvesine inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız.

Türkiye; ideali ile gerçeklik, değerleri ile menfaatleri arasındaki dengeyi gözeterek, ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, özgüvenle ve kesintisiz bir çabayla yoluna devam edecektir. Bu anlayış temelinde 2026 yılında Latin Amerika'dan Orta Asya'ya, Orta Asya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek önceliğimiz olmaya devam edecek.

"İran'daki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz"

Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail'in sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.

"Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesinden memnunuz"

(Gazze Planı'nın ikinci aşaması) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami'de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta.

İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi.

Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması... Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada.

"10 Mart Mutabakatı uygulanmalı"

SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması.

"Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz"

Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat'ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat'tan itibaren, Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: "Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım." Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım.

Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür.

10 Mart Mutabakatı'nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede... Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı'nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası.

Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.

"Gazze'ye yardım konusu önceliğimiz"

Gazze'ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim; oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler, tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. İşgal güçlerinin etkisini, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM'nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direncin de azalacağını düşünüyorum.

Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze'ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok ama dediğim gibi konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye'nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor.

"Bölgesel güvenlik platformu oluşturulmalı"

Bizim, Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı açıklamaları takip ederseniz biz aslında bölgedeki istikrarın, huzurun bölge ülkelerinin bir araya gelmesinden ve nitelikli iş birliği ortaya koymasından geçtiğini her zaman söylüyoruz. Bölgenin kronik sorunlarını incelediğiniz zaman bunun başında bölge ülkelerinin birbirlerine güvenmemesi geldiğini, bu güvensizliğin arada çatlaklar oluşturduğunu, sorunlar oluşturduğunu ve ya dışarıdan hegemonyanın geldiğini, problem oluşturduğunu ya da içeriden terör örgütlerinin baş göstererek iç savaşların ortaya çıkartarak başka istikrarsızlık parametrelerinin hep gündeminde olduğunu gördük. Biz bunları yıllardır yaşıyoruz, mücadele ediyoruz, analiz ediyoruz. Ve bütün bunların sonucunda şöyle bir önermemiz var; diyoruz ki bölge ülkelerinin hepsi artık bir araya gelerek, önceden şey olurdu 'ekonomiden güvenliğe geçelim' diye, aslında direkt biz uzun yıllardır ekonomik iş birliği yapıyoruz, güvenlik konusunda bir iş birliğinin, bir platformun oluşturulması gerekiyor. Bu neden? Bu dışarısı için değil; bölge ülkeleri birbirlerinin güvenliğine kendi bir taahhütte bulunmaları gerekiyor. Yani bölge ülkelerinin hepsi birbirinden emin olduktan sonra sorunun yüzde 80'i zaten çözülmüş oluyor. Körfez'deki ülkeler birbirinden emin olmalı, diğer ülkeler birbirinden emin olmalı ve geniş bir yelpazede bu platformun ortaya çıkmasından sonra ben sorunun büyük oranda çözüleceğini düşünüyorum. Diğer sorunlar rahatlıkla çözülebilir. Yani an itibarıyla bu görüşmeler var, konuşmalar var ama biz herhangi bir anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform.

"İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız"

"Ben açılış, bir önceki soruda da ifade ettim; biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike.

Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla hani gündeme getireceğini düşünmüyorum.

"Çin vatandaşlarına vize uygulamama konusunu hayata geçirdik"

Türkiye-Çin ilişkileri bizim için önemli bir başlık. Biliyorsunuz sizin de ifade ettiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Çin vatandaşlarına vize uygulamama konusunu hayata geçirdik. Bu tabii aslında bizim Çin'le ilişkileri ilerletme arzumuzun da bir yansıması. Yani ticareti, yatırımı, bağlantısallığı ana gündem maddeleri alan bir politika setimiz var. Tabii Çin'le olan özellikle ticaret politikalarımızın ne şekilde seyrettiğini yakından takip eden arkadaşlarımız bilirler. Ticaret Bakanımızla, Maliye Bakanımızla bir araya geldiğimiz zaman en fazla konuştuğumuz konulardan biri bu. En fazla ticaret yaptığımız birkaç ülkeden biri, yaklaşık 50 milyar dolar ama çok büyük bir dış ticaret açığı var Çin'le aramızda. Tabii bu dış ticaret açığının giderilmesi için görüşmeler devam ediyor. Belli bir noktada daha iyi koordine olmamız, daha fazla birbirimize anlayış göstermemiz gerekiyor.

"Çin'in Türkiye'deki yatırımlarını artırması geliyor"

Şu anda Türk dış ticareti her sene kendi rekorunu kırıyor. Sanayimiz, hizmet sektörümüz gerçekten çok şükür çok güçlü. Ama diyelim şimdi Avrupa Birliği ile çok dengeli bir dış ticaretimiz var. 230 milyar dolarlar civarında dönüyor, bu neredeyse yüzde 50 yüzde 50 ithalat-ihracat. Bu her iki tarafın da çok lehine olan, muazzam bir ekonomik fayda üreten, hareketlilik üreten bir durum. Şimdi bunun aynısını biz Çin'de de yapmak istiyoruz. Bazı ülkeler var Rusya gibi. Burayla da dış ticaret açığımız var ama burada tek kalem çalışıyoruz. Büyük miktarda enerji alıyoruz, büyük para veriyoruz, sattıklarımız şeyler sınırlı kalabiliyor ama Çin öyle değil. Çin'de elimizde enstrüman çok fazla. Bunları yapabiliriz. Bunun başında Çin'in Türkiye'deki yatırımlarını artırması geliyor. Yani biz bazı Çinli yatırımcıların, başta elektrikli araba üreticileri olmak üzere Türkiye'de yatırım yapmaları konusunda yani gerçekten Sanayi ve Teknoloji Bakanımız yoğun bir mesai sarf etti.

Bu konudaki tekliflerini Cumhurbaşkanımız da büyük memnuniyetle kabul ettiler ama buralarda tabii Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz Türkiye'ye belli yatırımları getirme konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil. Ama şunu ifade etmek istiyorum; bizim irademiz Çin'le ilişkileri her alanda ilerletmek. Çünkü Çin güçlü bir ülke. Türkiye'yle hiçbir sorunu yok. Türkiye'yle bir sınırı yok. Bazı güvenlikle ilgili sorun varmış gibi de gözükebilir ama yani bunlar ben önceki görevimde de yıllardır Çinli meslektaşlarımızla da konuştuk, aslında hep cevabı olan konular. Burada çok fazla bir sıkıntı olmaması lazım.

Uygur meselesi

Uygur meselesi konusunda bizim durduğumuz yeri biliyorsunuz. Yani burada Çin'in önünde tarihi bir fırsat var diye değerlendiriyorum. Çünkü Cumhurbaşkanımız gibi bir liderin olduğu Türkiye'de yani her ülkeyle her yapıyla gerçekten nitelikli, kazan-kazan ilkesine dayalı, hakkını kaybetktirmeden hak da yemeyen bir politika üreten ülkeyle ilişkiler daha da ileri gidebilir. Biz Yol Kuşak projesinde de özellikle Orta Koridor'da biliyorsunuz Türkiye başat aktörlerden biri coğrafyası itibarıyla, ortaya koyabildiği kapasitesiyle. Şimdi burada da aslında potansiyelin tam gerçekleşmediğini biz görüyoruz.

Bağlantısallık konusu bizim hem Bakanlık olarak hem hükümet olarak çok fazla üstünde durduğumuz bir konu. Her türlü bağlantısallığı hayata geçirip mobilize edip buradan menfaat üretmek istiyoruz. Ama önümüzdeki yıllarda görüşmelerimiz devam edecek. Cumhurbaşkanımız en son biliyorsunuz Çin'i ziyaret ettiler. Orada Şangay İşbirliği Zirvesi'ne katıldık. Daha sonrasında ben kaldım, oradaki kutlamalara da katıldım. Görüşmelerimiz çok yoğundu Dışişleri Bakanı meslektaşım Sayın Vanyi ile. Ne zaman bir sorun olsa bölgesel konularda görüşüyoruz. Yani Çin'in bölgedeki sorunlarla alakalı yapıcı rol oynamasını biz olumlu karşılıyoruz. Hani İran'la Suudi Arabistan'ın biliyorsunuz bir araya getirilmesinde bir arabulucu rol oynamıştı Çin. Yani buna benzer yapıcı rollerin oynanmasını açıkçası destekliyoruz.

"Erdoğan ve Miçotakis şubatta görüşebilir"

(Cumhurbaşkanı Erdoğan-Miçotakis görüşmesi) Evet söz konusu, bunun için çalışıyoruz. Değerli dostumla geçtiğimiz günlerde tekrar konuştuk. Hatta Paris Liderler Zirvesi'ne katıldığımızda Sayın Miçotakis'le de ayak üstü bir araya geldiğimizde de bu konu konuşuldu. Kendileri de bunu Ramazan'dan önce yapmak istiyorlar. Bir birkaç tarih üzerinde çalışıyoruz yani Cumhurbaşkanımızın programının uygunluğuna göre. Cumhurbaşkanımız da bu toplantıyı bir an önce yapmak istiyorlar kendileri. İnşallah halledeceğiz.

Var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege'deki sorunun, başta Ege olmak üzere çözülmesi. Bbu karasuları, kıta sahanlığı, bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var hem iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor, ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan'daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor.

Sayın Miçotakis 2023 Haziran'ında seçildi değil mi? Tekrar seçildiğinde biz Mayıs'ta seçildik, kendisi Haziran'da seçildi. Büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konularak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya hani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor.

"Tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor"

Bu noktada Türkiye'de ben hani biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum ama hani Yunanistan iç politikasında hani Türkiye'nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan'da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım.

Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü iç politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Hani gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, bir takım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz, halkımız başta bu tepkiyi koyuyor.

İfade etmek istediğim şu; yani Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor. Bu sorunları çözmemiz mümkün. Ama ne yaptık son iki yılda? En azından eskisi gibi çok fazla uçakların it dalaşı yaptığı, birbirine girdiği çok fazla gerginlik alanı olmadı. Bu konuda ortaya konan mekanizmalar belli oranda çalıştı. Özellikle silahlı kuvvetlerimiz bu konuda büyük hassasiyet gösterdi. Yani göçmen konusunda iş birliği var, diğer konularda iş birliği var. Ama umuyorum ki yani gerçekten biz bu tarihi fırsatı heba etmeden bu Ege sorununu kalıcı olarak çözelim. Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum yani bütün gerçek analizlerimle ama dediğim gibi şeyden o Yunanistan'daki özellikle iç siyasi baskıdan meseleyi kurtarıp yani Yunanistan'ın milli menfaatini esas alan, Türkiye'nin milli menfaatini esas alan bir çizgide bu konunun rasyonel bir zeminde tartışılması gerekiyor.

"Üçlü görüşmeler oluyor"

Önümüzde şöyle bir süreç var. Halihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda yani ciddi bir arabuluculuk faaliyeti içerisinde. Kamuoyuna yansımayan çok fazla görüşme var. YPG ile görüşüyor, Suriye hükümeti ile görüşüyor. Üçlü görüşmeler oluyor. YPG ile Suriye hükümetinin zaman zaman yetkililerin beraber görüştüğü görüşmeler oluyor. Şimdi burada yani Ahmed Şara beyanlarında da gördüğünüz bir niyet sorunu olduğu, bir irade sorunu olduğu, görüşmeler yapıldıkça ortaya çıkıyor YPG tarafındaki bu sorunların. Şimdi benim değerlendirmem, çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum. Yani görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan yani kendi ülkesinde birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum.

Şimdi neden? Yani sonuçta bir şey yani konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz ve bir arabulucu var ortada yani Amerikalılar var. Onlar bakıyorlar yani kim ne kadar mantıklı geliyor, kim ne kadar mantıksız geliyor. Şimdi yakından baktıkları zaman aslında YPG'nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettikleri yalanın çok fazla bir gerçek tabanı olmadığını onlar da görüyorlar. Dolayısıyla hükümetin gerektiği zamanda güç kullanımı artık başkaları için daha anormal bir durum olmuyor çünkü görüyorsunuz başka bir çare kalmıyor. Umarım o noktaya gelmez, umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür ama ben o noktaya sorunların diyalog yoluyla çözülmediği zaman iyi niyetle maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına buradan görüyorum yani onu görüyorum.

"Bu çizginin, bu iradenin devam etmesi lazım"

Zengezur koridorunun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz çünkü bu Orta Koridor açısından önemli. Büyük stratejik resimde daha bölgesel alanda ise yani Nahçıvan'la Azerbaycan ana karasının birleşmesi açısından önemli. Tabii Orta Koridorun Türkiye'nin artık direkt olarak burası üzerinden Türk dünyasına açılması meselesi de Orta Asya'ya gitmesi konusu da bunlar hep faydalı konular. Bunun üzerinde yoğun çalışma var. Ermenistan Dışişleri Bakanı Amerika'dayken bir kağıt yayınlandı. "Trip" diye adlandırıyorlar onlar bizim Zengezur koridoru dediğimiz yeri; "nasıl hayata geçirebiliriz" diye. Şimdi ona ilişkin birtakım teknik konular var. Biz o kağıdı çok inceledik. Daha sonra değerli meslektaşım Ceyhun Bayramov'la belki toplamda iki saat konuştuk dün gün boyu içerisinde; "bu kağıtta neler yazıyor, onlar nasıl bakıyor" çünkü onların perspektifi önemli. Cumhurbaşkanımıza da bu konuda bilgi verdik.

Şimdi bizim amacımız şu kısaca, çok fazla teknik konu var; biz Azerbaycan'la Ermenistan arasında bu parafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesi ve arkasından Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin de bir an önce hayata geçerek artık yolumuza bölgede istikrarla, refahla devam edelim. Şu anda hem Azerbaycan'da hem Ermenistan'da hem Türkiye'deki siyasal liderlikte, bu üç tarafta bu irade var. Sadece şimdi Ermenistan'ın işte yapması gereken birkaç konu var. Bu konuda seçimler var biliyorsunuz önümüzdeki haziranın başında Ermenistan'da. O da önemli bir aşama olacak ama biz Sayın Paşinyan'ın yani şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz. Bu konudaki oynadığı yapıcı rolü de gerçekten destekliyoruz. Bu çizginin, bu iradenin devam etmesi lazım.

İran'a yapılan Sayın Trump'ın deklare ettiği vergilerde, ilave gümrük vergilerinde ticaret yapan ülkelere; bu haber geldiğinde biz Abu Dabi'deydik oradaki kardeşlerimizle görüşüyorduk. Şeyh Tahnun'la bir toplantı halindeydim. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Onlar çünkü çok fazla ticaret yapıyorlar İran'la ama halihazırda şu ana kadar biliyorsunuz bu bir deklarasyon. Bununla ilgili bir başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler bundan etkilenecek etkilenmeyecek bir çalışma yapılmış değil. Böyle bir ifade var, bundan sonra başka bir şey yok. Dolayısıyla şu anda hani biz onu gündemimize gerçekçi olarak alacak somut bir başkanlık kararı henüz yok.

"Muhataplarımız neler yapıyor biz onlara bakıyoruz"

(Senatör Lindsey Graham'ın açıklaması) Amerika'da Senato'da birçok senatör var, Temsilciler Meclisi'nde birçok Temsilciler Meclisi üyesi var. Yani biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan hani yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Tabii ki her siyasetçinin ifade ettiği şeyler değerlidir ama bizim için esas olan; bizim meclisimizde de çok değişik görüşler çok farklı şeyleri ifade ediyor sayın milletvekilleri. Her konuda çok zıt fikirleri ortaya koyabiliyorlar bu onların hakkıdır. Dolayısıyla biz Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, bizim muhataplarımız neler yapıyor biz onlarla yolumuza devam ediyoruz. Şu anda yani o konuda bizim bir sıkıntımız yok.

Ayrıntılar gelecek...